Bir Açık Çay Hikâyesi
Hasan Baltalar
24 Ekim 2013 Perşembe
5497 Görüntülenme
4 Yorum

90’lı yılların başında Eskişehir’de bir mobilya fabrikasında üretim planlama şefi olarak çalışmaktaydım. Firma iflastan sonra Ankara’daki bir grup tarafından yeni devralınmış ve ayarlanan çekirdek bir kadro ile ayağa kalkmaya çalışıyordu. Yeni bir işletme için fedakârca çalışan, birbiri ile uyumlu bir avuç insanın oluşturduğu bir kadro idi bu.

Bu çalışanlardan biri, Bulgaristan göçmeni bir Türk olan ve çay servisi ile ilgilenen hizmetlimiz Ürküş Hanım idi. O yıllardaki zulümden bunalarak, doğduğu yerden kalkıp Türkiye’ye gelmişlerdi. Minyon olduğundan, Hababam Sınıfı’ndaki Hafize Teyze’ye çok benzerdi. Farklı olarak, gülümser ama onun kadar sesli gülmezdi. Çok ciddi çalışır, hızlı adımlarla yürürdü.

Açık Çay

Üniversite hayatımın başlangıcında yakalandığım mide ülseri nedeniyle açık içmeye başladığım çaya, o yıllarda da aynı formatta devam etmekteydim. Ülserim iyileşmişti ama çayın bana keyif veren tadı öyle kaldı hayatımda. Hâlâ çayı açık ve son on yıldır da şekersiz olarak içerim.

Bahsettiğim işletmede her şey çok iyi gidiyordu. Ekibimle üretim planlama fonksiyonunu gerçekleştiriyorduk. Bir küçük sorun olarak, defalarca söylememe rağmen hizmetlimiz Ürküş Hanım’ın çayı istediğim ayarda açık olarak getirmesini sağlayamadım. Kadıncağız bunu bir türlü beceremiyordu! Belki yetiştikleri toplumda böyle bir “kavram” yoktu.

İlginç Bir Tarif

Bir gün, olaya biraz mizah karıştırmak istedim. Böylece istediğim çay ayarını abartılı ama akılda kalıcı olarak anlatmış olacaktım. Ürküş Hanım’a dedim ki:

b5dc6a_5116f5a4a3fc4664104181109d2da12d.jpgResim: La Yerberia Botanicals

— “Bak Ürküş Hanım, benim çayımı şöyle hazırlarsan tam istediğim gibi olacak.”

— “Nasıl?”

— “Çay bardağına tamamen sıcak su dolduracaksın. Ondan sonra, hani şu kulağımıza veya burnumuza ilâç damlattığımız damlalık var ya?”

— “Evet?”

— “Suya onunla 3 damla çay damlatacaksın!”

Ben gülümserken, Ürküş Hanım hiçbir şey demeden hızla uzaklaştı yanımdan. Doğrusu garipsedim. “Hadi be!” falan demesini bekliyordum. Ama o şaşkınlık bile göstermedi.

Damlalık

Bu konuşma öğleye doğru gerçekleşmişti. Öğleden sonra satınalma sorumlumuz Demir Bey yanıma gelerek:

— “Hasan Bey!” dedi. “Damlalık istemişsin. Üretimin neresinde kullanılacak bu? Hayır, anlam veremedim de?”

Bir an dondum kaldım. Kendime geldiğimde, damlalığı Ürküş Hanım’ın sipariş ettiğini öğrendim. Ondan sonra koptum tabi. Olayı anlatınca Demir Bey de gülmeye başladı.

Ürküş Hanım konuştuğumu (mizah saymadan) tamamen ciddiye almıştı. Kendisini çağırıp, şakayla karışık bir ölçü vermeye çalıştığımı söyledim. “Anlamam ben öyle!” dedi.

Kıssadan Hisse

Ben de anladım ki, yetiştikleri toplumun çalışma hayatında mizah kavramı yoktu. O kadar emir—komuta odaklıydılar ki, söyleneni yorumlamadan olduğu gibi yapmaya gayret ediyorlardı.

Konu netleşince, biz de açık çay yerine su içmekten kurtulmuş olduk. Çayım mı? O yine istediğim ayarda gelmemeye devam etti.


Lütfen sitenin kullanım politikasına uyunuz ve kaynak göstermeksizin alıntı yapmayınız.
 

Yorumlar

Mustafa Yıldır
Konuk
Comment
Espri sadece bizde var
Yorum 4 (10 Nisan 2016 13:00)
Alanya’da, apartmanda yabancılarla birlikte yaşıyoruz. Ülke fark etmez. Yabancıların tamamında espri, mizah diye bir kavram yok. Konu sadece 1989’da Bulgaristan’dan gelenlerde değil.

Bulgaristan’dan gelenler, Suriye’den gelenler, Türki Cumhuriyetler’den gelenler, gelenler, gelenler… Hiç bizden giden yok.
Ata Turşucu
Konuk
Comment
İngilizce İletişim
Yorum 3 (29 Ekim 2013 22:05)
Birçok Amerikalı, ana dili olan İngilizceyi konuşur ama iş detayı anlatmaya gelince çoğunun İngilizcesi yetersiz kalır.

İngilizceyi sonradan öğrenen yabancılar, detaylı bir olayı ifade etmede Amerikalılardan daha etkin.

Enteresan değil mi?
Feyzullah Ünal
Konuk
Comment
O Yıllar
Yorum 2 (26 Ekim 2013 20:51)
Hasan Bey’in bu anısıyla, o yıllar gözümde tekrar canlandı. İdealist birkaç insanın, işletmenin daha verimli ve daha başarılı işler ortaya koymak için çalıştığı bir ortamda yaşanan hoş ve bir o kadar da düşündürücü bir olayı paylaşması, beni o yıllara döndürdü.

İnsanların olaylara bakış açısı ve yorumlamasının, içinde yetiştiği topluma göre şekillendiği bir gerçektir. Ama bazı yanlış anlaşılmalar, yıllar sonra bile yüzümüzde tebessüm oluşturmaktadır.
Mehmet Altun
Konuk
Comment
Ürküş Hanım
Yorum 1 (25 Ekim 2013 22:21)
Valla göçmen kişilerle ben de çok konuştum. Sıkıntı, tam olarak esprileri anlayamıyorlar.

Bir bulgar göçmeni bilgisayarcı arkadaş ile yazılım çalışması yapıyordum. Konuyu anlamadığını bir zaman sonra ancak vücut dilinden anladım. Bu arkadaşa kayıp nesil diyordum.

İletişim, dünyanın en hassas işi ve insanların az önem verdiği bir konu.

Yorumunuzla katkıda bulunun

  • Bilgi girilmesi zorunlu alanlar * ile işaretlenmiştir.
  • E-Posta adresiniz yayınlanmayacak ve aramızda kalacaktır.
  • Yorumunuz içinde, lütfen bağlantı (link) kullanmayınız.